Niğde

GENEL BİLGİLER

Niğde İli ülkemizin iç Anadolu bölgesinin güneydoğusundadır. Rakımı 1.229 m olan Niğde ilinin 2000 yılı Nüfus sayımlarına göre genel nüfus toplamı 348.081’dir. Aksaray, Nevşehir, Kayseri ve Konya illerine komşu olan Niğde, güneyde Bolkar dağları ile İçel ilinden, güneydoğu ve doğudan Aladağlar’ın oluşturduğu doğal sınırlar ile de Adana ilinden ayrılır.

Çamardı ve Ulukışla ilçeleri ise Akdeniz bölgesinde kalmaktadır. Termal kaynakları, ören yerleri, doğal güzellikleri, dağ ve kış turizm olanakları ve zengin tarihi doku, bu güzel kenti turizm merkezi yapabilecek önemli unsurlardır.

Halkın esas geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Niğde Merkez Organize Sanayi, Bor Deri Organize Sanayi ve Birko Koyunlu A.Ş. halı fabrikası ve diğer sanayi kolları Niğde halkı için önemli istihdam alanlarıdır. Elma ağacı sayısında Niğde ili ülke sıralamasında ilk sırada yer alır. Ülke genelinde patates üretiminin ise % 25’lik bölümü bu ilde üretilir. Geleneksel el sanatları bakımından Niğde önemli bir ildir. Niğde ilinde üretilen halılar dünyanın birçok ülkesinde müşteri bulmaktadır. Başkent Ankara’ya yakınlığı Kapadokya bölgesinde olması, tarihi değerleri ve doğal güzellikleri bu güzel Anadolu kentini ayrıcalıklı kılmaktadır. Ecemiş Suyu, Ulu Irmak önemli akarsulardır.

Niğde ilinin Merkez ilçe, Altunhisar, Bor, Çamardı, Çiftlik ve Ulukışla olmak üzere 6 ilçesi mevcuttur. Bor ilçesindeki organize deri sanayi, Çamardı ilçesindeki dağ evi ve Ulukışla ilçesindeki termal kaplıca turizmi Niğde ilinin ekonomik ve sosyal gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır.

TARİHÇE

Niğde’nin antik adı “NAHİTA”dır. Kaletepe Obsidyen atölyelerinde ele geçen buluntular M.Ö. 600 bin yıl öncesine dayanmaktadır. Kaletepe Obsidyen atölyesi, Bahçeli-Köşk Höyük, Çiftlik – Tepecik Höyük, Pınarbaşı Höyük ve Çamardı – Kestel’de ortaya çıkarılan Kalay Maden Ocağı ile Madenci Köyü Göltepe’de yapılan kazılar, Niğde’de yerleşik yaşamın günümüzden 10 bin yıl öncesinde başladığını ve bu yaşamın kesintisiz olarak sürdüğünü göstermektedir.

Asur ve Hitit yazılı belgeleri ile Porsuk Höyük’te yapılan kazı çalışmalarında bölgenin M.Ö. 1.800’den itibaren başlayarak 1000 yıl süreyle Hititler’in hâkimiyetinde kaldığı anlaşılmaktadır. M.Ö. 710’da Asurlular’ın Hitit egemenliğine son vermesiyle bölge Asurlular’a daha sonrada Frigler’e geçmiştir. M.Ö. 17 yılında Romalılar’ın bölgeye gelişine kadar, Medler, Persler, İskender’in Helenistik Kapadokya Krallığı ve Bergama Krallığı bölgede yaşamıştır.

M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Niğde, Doğu Roma (Bizans) toprakları
içinde kalmıştır. Türk’lerin 1.071’de Anadolu’ya gelişi ile başlayan Selçuklu Devleti egemenliği 1308 yılına dek sürmüştür. 1.470 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun kesin hâkimiyetine giren bölge Cumhuriyet dönemine kadar gelmiştir.

Niğde Gezilecek Yerler

NİĞDE MÜZESİ

Bir İç Anadolu Bölgesi kenti olan Niğde, Paleolitik çağdan günümüze değin kesintisiz bir yerleşime tanık olmuştur. Bu binlerce yıllık kültür birikiminin oluşumunda onlarca toplulukların ve uygarlıkların katkısı vardır. Bu kültür ve medeniyetlerin oluşturduğu çok zengin ve ünik eserlerin; onarılması, tanıtılması ve muhafaza edilmesi hiç kuşkusuz müzelerle mümkündür. Bu bağlamda, Niğde Müzesi Anadolu arkeolojisini çok zengin ve ünik eserlerle temsil etmektedir.

Niğde’de ilk müzecilik faaliyetleri 1939 yılında Akmedrese’de başlamıştır. II. Dünya savaşı sırasında, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin deposu olarak kullanılan medrese, 1957 yılında Niğde Müzesi’nin kurulmasıyla onarılmış, teşhir-tanzimi yapılarak ziyarete açılmıştır. 1977 yılında yeni binasına taşınan müzenin 20 Kasım 1982 yılında da ilk teşhirtanzimi yapılmıştır. Bu durum 16 Şubat 1999 tarihine kadar sürmüştür. Kazılardan gelen yoğun ve ünik eserlerin sergilenme ihtiyacı ve çağdaş bir anlayışla yaşayan müze tarzında yapılması gereken sergileme müzedeki, onarım ve teşhir-tanzim çalışmalarının tamamlanmasından sonra, 20 Kasım 2001 tarihinde, yeniden hizmete sunulmuştur.

Yapılan son teşhir-tanzimi ile bakanlığımızca “2003 YILINDA AVRUPA’DA YILIN MÜZESİ” ne aday gösterilmiş, Almanya ve Fransa’dan gelen komite üyeleri tarafından elemeyi geçmiş ancak ödül alamamıştır.

Bu yılda ABD Dünya Kültür Mirasını Koruma Fonu müzemizi pilot müze seçmiş olup, proje dâhilinde tüm eserlerin dijital ortama aktarılarak yeniden yapılandırılması amaçlanmaktadır. Bu uygulama Türkiye müzelerinde ileriye dönük çalışmalara örnek teşkil edecektir.

Niğde Müzesi’nde, Orta Anadolu arkeolojisinin kronolojik düzenle sunulduğu 6 teşhir salonu bulunmaktadır. Eserlerin büyük bir çoğunluğu bölgede yapılmakta olan kazılardan elde edilen buluntulardan oluşturmaktadır.

NİĞDE KALESİ

Niğde Kalesi, bir höyük olan Alaaddin Tepesi’nin kuzey kısmı üzerine inşa edilmiştir. İnşa kitabesi olmadığı için yapım tarihini kesin olarak bilemiyoruz. Muhtemelen IX. yüzyılda Bizanslılar zamanında inşaa edilmiştir.

Esas şeklini ise Anadolu Selçuklu hükümdarları II. Kılıçarslan (1155–1192), II. Rüknettin Süleyman Şah (1196–1204) ve I. Alâeddin Keykubat (1220–1237) dönemlerinde almıştır. Yapı, iç kale ile onu çevreleyen ve konut alanlarınıkuşata n kalın bir surla dış kaleden oluşmaktadır.

İç kale ve surlar, şehrin doğu tarafında yer alan ve fazla yüksek olmayan, kuzey-güney doğrultusunda uzanan tepenin üzerine inşa edilmiştir. Bu tepeye daha sonra üzerinde bulunan Alâeddin Camii’nden dolayı “Alâeddin Tepesi” adı verilmiştir. Kale bugün fonksiyonunu kaybetmiş olup; burada iç kale, Alâeddin Camii (1223) Hatıroğlu Çeşmesi (1267–68) ve Rahmaniye Camii (1747) ile Alâeddin Tepesi bulunmaktadır.

Kalenin eteklerine sonradan ev ve dükkânlar yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde hapishane olarak kullanılan kalede günümüzde hazırlanan proje onayından sonra, rölöve, restitüsyon, restorasyon ve Çevre Düzenlemesi Projeleri’nin

SAAT KULESİ

Niğde’de iç kalenin güneybatı köşesindeki burcun yarısı yıkılıp içi doldurularak, üstüne Saat Kulesi (1901–2) yapılmıştır. Dıştan minare görünümünde olan saat kulesi, dört bölümden oluşur. Kaide
ve gövde ongen planlıdır. Saat kulesi yapma geleneği Avrupa’da XIV. yy.da başlamasına rağmen, Osmanlı topraklarında XVIII. yy’ da görülmeye başlar.

Anadolu’da ilk örneklerine XIX. yy. başında görülür. Sultan Abdülhamit’in tahta çıkışının 25.yılında (1901–2) valilere gönderilen fermanla Anadolu’da saat kulesi yapma geleneği hızlanır. Zamanın mimari üslubunu yansıtan saat kulelerinden yalnızca elli (50) tane günümüze gelmiştir. Şehir ve kasabaları süsleyen birer anıt olan saat kuleleri, kentin en yüksek yerine ya da her yerden görülen alanlara yapılmıştır.

Gelenek ve görenekler toplumda bireylerin birleştirici ruhudur. Geleneksel El Sanatları ise bu ruha ayrı bir zenginlik katmaktadır. Niğde Kalesi’nin kapalı mekanlarındaki Geleneksel Yaşam Sergileri, yerli ve yasancı ziyaretçiler tarafından

GÜMÜŞLER MANASTIRI

Manastırın yer aldığı Gümüşler kasabasının Orta çağdaki adı ve tarihi hakkında dönem kaynağı bulunmamaktadır. Büyük bir kaya kilisenin içine oyulan manastır Kapadokya bölgesindeki günümüze iyi korunarak gelmiş ve en büyük manastırlardan birisidir.

Kapadokya’da kayaya oyulmuş pek çok manastır bulunmaktadır ve bazı bilim adamları bunları yemekhaneli (trapezalı) ve açık avlulu olmak üzere iki grupta ele almaktadırlar. Gümüşler Manastırı ikinci grup dâhilindedir. Manastırın en önemli yapısı, kompleksin kuzeyinde yer alan kilisedir. Dört serbest destekli kapalı Yunan haçı planlı kilisenin kuzey haç kolunun kuzeyinde iki mezar nişi, naosun batısında beşik tonoz örtülü iki giriş mekânı bulunmaktadır.

Manastır da yer alan diğer mekânların pek çoğunun işlevi bilinmemektedir. Kilisenin duvar resimlerinde en az üç farklı ustanın çalıştığı düşünülmektedir. Ana apsisteki üç şerit halindeki resimlerin en üstündeki tahtta İsa, sağında iki melek, İncil yazarlarının sembolleri ile Desis sahnesinde yer alan Meryem ve havariler, en alttaki şeritte ise Kayserili Büyük Basileios, Nysa’lı Gregorios, Nazians’lı Gregorios gibi kilise babalarının resimleya ve Aziz Stephanos fi gürleri ikinci bir sanatçının elinden çıkmış olmalıdır. İç narteksten naosa giriş kapısının güneyindeki Meryem ve çocuk İsa ile iki yanlarındaki baş melekler Gabriel ve Mikael fi gürleri üçüncü sanatçıya aittir. Narteksin üstündeki bir odanın duvarlarında Kapadokya’da örneği görülmeyen, av sahneleri, çeşitli hayvanlardan oluşan bir kompozisyon dikkat çekmektedir. Kapadokya’daki pek çok kilisede olduğu gibi, Gümüşler Manastırında da duvar resimlerinin ikonografi k ve üslup özelliklerine göre tarihlendirme yapılabilmektedir. Kilisedeki resimlerin bu özellikleri ve karşılaştırmalı değerlendirmeler yöntemi ile 11./12. yy.lara tarihlendirmek mümkündür.

TYANA ÖREN YERİ

Antik Tyana ören yeri, Bor ilçesi, Kemerhisar kasabasındadır. Ören yeri, Kemerhisar kasabasının büyük bir bölümünün altında kalmıştır. Kasabanın muhtelif yerlerinde çeşitli durumlarda bulunan önemli heykeltıraşlık eserler ve ören yerinde yapılan bilimsel kazılar neticesinde çıkan eserler ve mimari parçalar Niğde Müzesi’nde sergilenmektedir.

Bahçeli kasabasında bulunan ve Roma havuzu adıyla adlandırılan antik havuza hayat veren kaynak suyunun Roma devrinde yapılan kemerlerle taşınmasına yönelik oluşturulan kemerlerden dolayı kasaba Kemerhisar adını almıştır. Roma havuzundan itibaren Kemerhisar kasabası içlerine kadar ki bölümde kemerler toprak altındadır. Kalan bölümdeki ve kazı alanına kadar olan kemerler ise toprak üzerindedir. Halen büyük bir bölümü ayakta bulunan su kemerleriyle Roma havuzundan şehre su taşınmaktaydı. Su kemerleri M.S. II-III. yy’lara aittir. Tyana Ören yeri I. II. ve III. Dereceli arkeolojik sit alanı olarak koruma altına alınmıştır. Tarih öncesinden Hititler’in yıkılışına değin pek çok uygarlığa mekân olan Kemerhisar (Tyana), Hititler döneminde Tuwanuwa, Roma’da ise Tyana olarak tanınıyor. Tuwanuwa Geç Hitit döneminin başkentidir. Ünlü kral Warpalawa İ.Ö. 738–715 yıllarında bu kentte hüküm sürmüştür.

M.Ö.30-M.S. 395 yıllarını kapsayan Roma döneminde, Kemerhisar (Tyana) yoğun yapılaşma ile tarihinin en önemli evresini yaşadı. Antik kent saraylarla, tapınaklarla, su kemerleriyle ve yerleşim birimleriyle büyük bir kent konumuna geldi. Tyana’nın en parlak dönemi hiç kuşkusuz Roma çağıdır. Bu dönemde iki kez Güney Kapadokya Krallığı’nın başkentliğini yapmıştır. Antik Tyana kentinde 2000 yılından beri bir İtalyan ekip tarafından bilimsel kazılar sürdürülmektedir.

KÖŞK HÖYÜK

Niğde ili, Bahçeli beldesinde Roma havuzunun doğusundaki kayalık yamaç üzerinde yer alan Köşk Höyük’te, 1981 yılından beri Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü ve Niğde Müzesi arkeologları tarafından sürdürülen kazılar, Bor ovasının en eski tarım ve hayvancılıkla uğraşan toplumunun (M.Ö.6050–4911) bu alana yerleştiğini görüyoruz. Beş tabaka halindeki yerleşimin ilk dört tabakası Geç Neolitik, en geç tabakası ise Erken Kalkolitik devre aittir. Neolitik dönemde gereksinime göre genişletilen çok odalı küçük mekânlardan oluşan mimari mevcuttur. Kalkolitik dönemde ise sokakların üstüne sıralanan bitişik düzendeki konutlar belli bir plana göre inşa edilmiştir. Bu dönem insanları ölülerini konutların tabanına gömdükleri anlaşılmaktadır. Köşk Höyük’te ölü gömme âdeti açısından önemi; çoğu yetişkin ve bazı çocuklara uygu

lanan başın gövdeden ayrılarak yüzün kille sıvanıp, yüz organlarının belirtilmesi ve aşı boyası ile boyanarak onlara canlılık kazandırılmasıdır. Bu uygulama ya Filistin, İsrail, Ürdün ve güney Suriye’de M.Ö. 10.000–8000 arasında görülmektedir.

AK MEDRESE

Taç kapısı üzerindeki inşa kitabesine göre, 812 H./1409–10 yılında yapılmıştır. Yaptıran Karamanoğlu hükümdarı Alâeddin Ali Bey’in oğlu Ali Bey’dir. Saruhan mahallesinde bulunan medresenin taç kapısı tamamen beyaz mermerden yapıldığı için “Ak Medrese” adı verilmiştir. Bazı onarımlargören medrese gü nümüzde orijinalliğini muhafaza etmektedir. Yapı, açık avlulu ve iki katlı medreseler grubuna girer. Alt iki kat eyvanlı bir şemaya sahipken, üst katta ise iki kat yüksekliğinde tutulan ana eyvan ile beraber dört eyvanlı bir düzenleme görülür. Medresenin plan şeması son derece simetrik olup, plan düzenlemesi bakımından Türk medrese mimarisinde tek örnektir. Yapı kuzey-güney doğrultusundadır. Medresenin inşasında tamamen yöreye mahsus sarımtırak renkte trakit taşı kullanılmıştır. Yapıda sade taş bezeme görülür. Süsleme yoğunluğu taç kapıdadır. Bezemeler alçak ve yüksek kabartma tekniğindedir.

SOKULLU MEHMET PAŞA BEDESTENİ

Kalenin güneybatı tarafında ve Sungur Bey Camii’nin kuzeyinde yer alır. Osmanlı Sadrazamlarından Sokullu Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bedestenin inşa kitabesi yoktur. Fakat Sokullu Mehmet Paşa’nın Evahiri Zilhicce 981H./1574 M. yılı nisan ayı sonlarına ait vakfi yesinde; Karaman vilayetinin Niğde sancağına bağlı Bor’da altınabe desten, üstüne cami ve yanına mektep ile Niğde’de bedesten yaptırdığı belirtilmektedir.

Vakfiyeye göre bedestenin 1574 yılında inşa edildiği ortak görüşü vardır. Fonksiyonunu yitiren yapı çeşitli onarımlardan geçmiştir. Bedesten arasta şeklinde inşa edilmiştir. Bu sınıfa girenlerin en uzunudur. Dıştan yaklaşık 14.70×76.50 m ölçülerindedir. Türk bedesten mimarisinin en önemlilerindendir. Yapı inşasında; sarımtırak renkte ince yönü trakit taşı kullanılmış ve itinalı işçilik görülür. Örtü sistemi üsten sıkıştırılmış toprak tabaka iledir. Doğubatı doğrultudadır. Yapı oldukça sade inşa edilmiştir.

Bedestenin içi; kuzey-güney doğrultusunda uzanan ortalama 6.60×7.20 m boyutlarındaki beşik tonozlu sokağın iki tarafına karşılıklı yerleştirilen ve doğudan sokağa açılan toplam (48) dükkan ile doğu kapısına geçişi sağlayan mekanlardan oluşur. Bedestene kuzey, güney ve doğu cephenin ortasına yerleştirilen üç kapıdan girilmektedir. 2006 Yılında bedesten Vakıfl ar genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiş, üst örtü kurşun kaplama ile kapatılmıştır.

NİĞDE EVLERİ

Geleneksel Niğde evleri Niğde ili merkez Kadıoğlu sokak ve Cullaz sokakta bulunmaktadır. Aşağı Kayabaşı mahallesi, Kadıoğlu sokakta ve Songur Mahallesinde yer alan bu yapı topluluğu Niğde kentindeki Geleneksel Türk evi özelliklerini ayrıntılı bir biçimde yansıtmaktadır. Yapıların ana taşıyıcı elemanı olan duvarlar genelde ince yönü, kaba yönü ve moloz taştan inşa edilerek, duvar örgüsünde genellikle kum ve kireç karışımından oluşan harç kullanılmıştır.

Genelinde duvarlarda ahşap hatıllara yer verilmiştir. Duvarların masifl iği çeşitli sayıda pencerelerle
giderilmeye çalışılmıştır. Örtü sisteminde genelde ahşap tavan tekniği ile doğrudan duvarlara,
sivri kemer yardımıyla taş veya mermer ve ahşap sütunlara istinat ettirilmiştir.

Sokaktaki yapılar genelde konut mimarisinde ele alınmıştır. Zemin+1 katlı olup sokak ortasında veya köşe başlarında yoğunlaşmışlardır. Girişleri genelde çift kanatlı ahşap kapı iledir. Ahşap kapıdan zemine giriş sağlanır. Ara bölmeden -genelinde- karşılıklı çift veya tek taş basamaklarla birinci katta yer alan ahşap balkona ulaşılır. Balkondan avluya ve avludan ise odalara ulaşılır. Zemin ve birinci kat, birbirine orantılı pencerelerle aydınlatma sağlanmıştır. Genelde yapıya ait bahçe vardır ve bahçe giriş kapıları anıtsal özelliktedir. Yapılar düz damlı iken çoğunluğu kırma çatı ile örtülmüştür.

Birçoğu zamanında özgün özelliğine sahipken zamanla bakımsızlık nedeniyle harap vaziyettedir. Çoğunluğun da kitabe ve vakfi ye olmamasına karşın, kitabesi olan yapılar eşliğinde, gerekse üslup bakımından 19.yy. Geç Osmanlı yapı topluluklarıdır.

ALADAĞLAR

Orta Toroslar’ın en yüksek bölümünü teşkil eden Aladağlar Kayseri, Niğde ve Adana il sınırları içinde yer alırlar. Ancak büyük bir bölümü Niğde ili, Çamardı ilçe sınırları içinde yükselen bu dağların batısından Ecemiş Çayı, doğusundan ise Zamantı Irmağı akar. Aladağlar’ın batı sınırını çizen Ecemiş Çayı boyunca Çukurbağ ve Demirkazık köyleri yeralır.

Toros-Aladağları, doğuda ise Barazama vadisinde son bulurlar. Aladağlar’ın batısında yer alan Çukurbağ ve Demirkazık köyleri ile doğusunda yer alan Ulupınar “ Barazama” bu yüksek dağlık bölgenin en önemli köy yerleşim birimleridir.

GEZİ VE MESİRE ALANLARI

KAYAARDI BAĞLARI

Şehir merkezinin batısında, Hamamlı ve Kumluca köylerine kadar devam eden bağlık bölgedir. Uzun bir vadinin içinden geçen Uzandı deresi etrafında yer alan bağ evleri ve mesire alanları ile tanınır.

TEPE BAĞLARI

Niğde il merkezinin 5 km. batısında yer alan bağ evleri ile tanınan bir mesire alanıdır.

FERTEK BAĞLARI

Fertek kasabasının coğrafi yapısı ve etrafındaki bağlık alanları içerir,

MANDİLMOS

adıyla bilinen su kaynağı çevre düzenlemesi yapılarak park ve mesire yeri haline getirilmiştir.

BAHÇELİ KASABASI KÖŞK MESİRE YERİ

Niğde’ye 20 km. mesafede Bahçeli kasabası yakınındadır. Tarihi Roma Havuzu yakınındaki ağaçlık
alan düzenlenerek mesire yeri haline getirilmiştir.

GEBERE BARAJI MESİRE ALANI

Şehire 9 km mesafedeki Gebere barajı çevresi ağaçlandırılmış ve mesire alanı olarak düzenlenmiştir. Su kaynakları bakımından zengindir.

GÜMÜŞLER BARAJI

Şehire 8 km mesafedeki Gümüşler kasabası ve baraj çevresini kapsar.

KETEN ÇİMENİ MESİRE ALANI

Niğde ve Çiftlik ilçesi sınırları arasında, Tepeköy’e yakın konumdaki bölgedir. Kışın tur kayağı için elverişli bir alandır. Su kaynakları bakımından da zengin bir bölgedir.

DEMİRKAZIK BÖLGESİ MESİRE ALANI

Çamardı ilçesine bağlı Demirkazık köyü çevresindeki alanlardır. Ecemiş suyunun çıktığı bölge, günübirlik piknikler için elverişlidir. Su kaynakları zengindir. Emli vadisindeki ormanlık bölgede su kaynakları ancak vadi girişindeki çeşme ile sınırlıdır. Günübirlik piknikler ve kamp kuracak uygun alanlar vardır.

YAYLA TURİZMİ

Ülkemizde son yıllarda çevre kirliliği ve denizlerin kalabalıklaşıp, kirlenmesi sonucu daha bakir olan alanlar, turizm için bir alternatif oluşturmuştur. Dağ ve yaylalar ilgi çekmeye başlamıştır.

HASANDAĞI ULUKIŞLA YAYLASI

Altunhisar ilçesine bağlı Ulukışla kasabasının içinden geçilerek gidilir. Kasabaya 15 km uzaklıktadır. Ulukışlayı Melendize bağlayan yol takip edilip yaylaya varılabilir. 2300-2500 metre yükseklikte, su kaynağı yayladaki çeşme ve havuzudur. Mayıs ayının sonunda Ulukışla Belediyesi tarafından yayla şenlikleri yapılarak tanıtımı yapılmaktadır.

YEŞİLYURT YAYLASI

Bor İlçemize bağlı Yeşilyurt Kasabası’nın içinden geçilerek gidilir. Yayla su kaynakları bakımından zengindir. 10-12 km’lik bir vadinin içinde yer alır. Vadinin sonunda büyük bir kaya kütlesinin üzerindeki kale kalıntısı ilginçtir.

Yayla bitki örtüsü bakımından çeşitlilik gösterir. Yürüyüş parkuru olarak da kullanılabilir. Yaz aylarında köylüler küçükbaş hayvanların peşinden bu bölgede 2 ay kadar kalarak peynir ve yağ gereksinmelerini karşılarlar. Folklorik özellikler taşıyan obalarda günlük yaşam ilginçtir.

EMLİ VADİSİ

Çamardı İlçemize bağlı Çukurbağ Köyüne 7 km uzaklıktadır. Yaz aylarında Çukurbağ ile Çamardı köylülerinin yayla alanıdır.

MEYDAN YAYLASI

Ulukışla İlçemize bağlı Darboğaz Kasabası’na 8 km uzaklıktadır. Ayrıca Maden Köyü üzerinden araba ile yaylaya ulaşılabilir. Günübirlik geziler için uygun, su kaynakları zengin bir bölgedir.

 

Bir yanıt yazın 0

Your email address will not be published. Required fields are marked *