Fransız İhtilali

Fransız İhtilali Nedir?

Fransız İhtilali Avrupa ve Batı dünyası tarihinde bir dönüm noktasıdır. ihtilalle beraber, Fransa’daki mutlak monarşi devrilip, yerine cumhuriyet kurulmuş, Roma Katolik Kilisesi ciddi reformlara gitmeye zorlanmıştır.

İhtilalden önce Önce Fransa’nın Genel Durumu

Yeniçağın sonlarında Avrupa’nın en büyük ve güçlü devletlerinden biri olan Fransa, diğer Avrupa ülkelerinin çoğunluğunda olduğu gibi, mutlakiyetle yönetilmekteydi.Fransız halkı kralın kisiliğinde birlesiyordu.Kral, ülkenin siyasi, sosyal, ekonomik, hukuk alanlarındaki bütün güçlerini elinde toplamıstı. Bu nedenle, ülkenin yönetimi ve geleceği üzerinde mutlak söz sahibiydi. Bu durum özellikle XIV. Louis (1643-1715) döneminde en üst düzeye ulasmıstı.

Krallar, bu hükümdarın Paris’in dısında büyük masraflarla yaptırdığı Versailles Sarayı’nda, ihtisam içerisinde yasarlardı. Çevrelerinde 8 Siyasi Tarih yüksek aristokratlar bulunurdu. Sarayı Đsviçreli ve Fransız muhafız alayları korurdu. Bu hali ile Versailles, baslıbasına bir sehir görünümündeydi. 18. yüzyılın sonlarında Fransa, ulusal bir devlet olmakla beraber, Ortaçağ’dan kalma feodalite yönetiminin izlerini de tasımaktaydı. Bu da devlet yapısına etki ediyordu. Bilindiği gibi, Ortaçağlarda derebeyler âdeta birer küçük bağımsız hükümdardı.

Ancak, bunlardan birisi zamanla güçlenerek diğerlerini egemenliği altına almıs, böylece güçlü krallıklar kurulmustu. Bu asamada, derebeyler siyasi bağımsızlıklarını kaybetmisler, fakat kurulan devlet içerisinde ekonomik, sosyal ve siyasi hak ve yetkilerinin birçoğunu korumuslardı. Bu halleri ile de ülkenin en etkili sınıfı haline gelmislerdi. Yukarıda açıklanan durum, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Fransa için de geçerliydi. Yine feodalite döneminden kalma, iller arasında gümrük duvarları vardı. Bu nedenle de, Fransa’nın bir yanından diğer yanına götürülen esyadan gümrük vergisi alınmakta devam ediliyordu. Bu da, ister istemez ülkenin illeri arasındaki iliskileri kısıtlıyor ve bölgeciliğin devam etmesine neden oluyordu. Bu nedenle ülkede ulusal birlik ve bütün Fransa’yı kapsayan bir yurtseverlik duygusu yoktu. Fransızlan bir arada tutan güç ise, yukarıda da belirtildiği gibi, krallık kurumuydu. Fransa, bazı yerel yönetimlerin bulunmasına rağmen, koyu bir merkeziyetçilik örgütüne sahipti. Merkezi de Paris’teki Versailles Sarayı idi. Devletin bugünkü anlamda bir bütçesi yoktu. Bütçe geliri olarak, doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki çesit vergi alınıyordu. Vergiler iltizam usulü ile toplanıyordu. Bu da çesitli baskı ve sikâyetlere yol açıyordu. Fransa’da adalet sistemi ise söyleydi: Paris’te bir yüksek mahkeme ile çesitli sehirlerde on iki mahkeme vardı. Ayrıca birçok yerde de yöresel mahkemeler bulunuyordu. Yargıçlık ya babadan oğula geçiyor veya satın alınıyordu. Kilise örgütü ise, hükümet içinde ayrı bir hükümetti. Toplumun ve devletin üzerinde büyük etkiye sahipti.

Toplum ise, Ortaçağlardan gelen sosyal esitsizliğe dayanan bir yapıya sahip olmakta devam ediyordu. Ancak, Fransa’da düsünce alanında büyük gelismeler meydana gelmisti. Bu da toplumu etkilemekteydi. Genel iç durumu bu sekilde olan Fransa’nın dıs siyasi iliskileri ise özetle söyleydi: Fransa, 18. yüzyılın baslarından itibaren, Avrupa’nın en büyük devleti olmak için çesitli girisimlerde bulunmustu. Bu arada yapılan Veraset Savaslarına girerek, gelismeye çalısmıstı.

Özellikle XIV. Louis döneminde bunda oldukça basarıya da ulasmıstı. Ne var ki, bu uzun savaslar, Fransa’yı maddeten ve manen yıpratmıstı. Nitekim 18. yüzyılın ikinci yarısının baslarında, Avusturya Veraset Savasları’nın (1740-1748) devamı sayılan YeYakınçağ Baslarında Avrupa (1789-1815) 9 yıl Savasları’na ( 1756-1763) Avusturya’nın müttefiki olarak girmis, Prusya ve Đngiltere’ye karsı savasmıs, fakat karada ve denizde yenilmisti. Savas sonucunda yapılan 1763 Paris Antlasması ile de, Avrupa’daki sınırlarını korumakla beraber Kuzey Amerika ve Hindistan’daki sömürgelerini İngiltere’ye bırakmak zorunda kalmıstı. Böylece Okyanuslarda İngiltere’nin üstünlüğünü kabul ettiği gibi, sömürgeler yönünden büyük bir darbe yemisti. Ayrıca yanı basında büyük bir Prusya devletinin kurulmasına tanık olmustu. İngiltere ve Prusya’nın sağladıkları bu avantajlar ise, Fransız kamuoyunda kendi hükümetlerine karsı duyulan tepkiyi çoğaltmıstı.

Fransa, bundan sonra Yediyıl Savasları’nda uğradığı bu kayıpların acısını İngiltere’den çıkarmak için fırsat kollamaya basladı. Kendisine bu fırsatı da, Kuzey Amerika’daki on üç Đngiliz Kolonisi’nin Đngiltere’ye karsı 1774’te ayaklanması verdi. Đlerideki konularda genis olarak ele alınacak olan bu savasta, Fransa, Kolonilere önce gizlice para ve silah yardımı yaptı. 1778 yılında da Amerika ile bir ittifak imzalayarak, Amerika’nın bağımsızlığını kazanmasına kadar beraber savasmayı kabul etti, böylece resmen İngiltere’nin karsısında yer aldı. 1779 yılında da, aynı kendisi gibi İngiltere’ye hıncı bulunan İspanya ile bir ittifak anlasması imzaladı. Bu arada Hollanda ile de isbirliği yaptı. Đngiltere ile müttefikler arasında savas, İngiltere’nin yenilgisine ve Kuzey Amerika’daki on üç Koloni’nin bağımsızlığının bu devlet tarafından kabul edilmesine yani, 1783 Paris Andlasması’nın imzalanmasına kadar sürdü. Ne var ki, Fransa, bu savas sonucunda umduğu sekilde büyük bir kazanç sağlayamadı. Üstelik maddi bakımdan oldukça yıprandı.

Fransa’nın Doğu, yani Osmanlı siyasetine gelince: Bu iki devlet arasında, kökleri 16. yüzyılın ortalarına varan, sıkı bir isbirliği vardı. Siyasi, fakat daha çok ekonomik alanlarda olan bu isbirliği, Fransa’nın lehine çalısıyordu. Özellikle Fransa, 1740 yılında sağladığı kapitülasyonlarla, Osmanlı Osmparatorluğu üzerine çok yönlü çıkarlar sağlamıstı. Bu genel çerçeve içerisinde ise, iki devlet arasında, Yeniçağın sonlarına kadar büyük bir siyasi anlasmazlık, hele silahlı bir çatısma söz konusu olmamıstı.

Görüldüğü gibi, 18. yüzyılın, yani Yeniçağların sonlarında Fransa, iç yapısı ve dıs iliskileri yönünden yine büyük bir Avrupa devleti görünümünü korumaktaydı. Ne var ki, iç bünyesinde meydana gelen gelismeler, bu devleti yeni ve büyük bir olaya sürüklemistir. Bu da Fransız ihtilali idi. İhtilal ise
çesitli nedenlerin bir sonucuydu.

Fransız İhtilalinin Ana Sebepleri:

Avrupa’nın en kalabalık ülkesi olan Fransa’da yaşam koşulları giderek kötüleşmiştir. Sarayın harcamaları ve Fransa’nın 18. yüzyıl boyunca girdiği savaşlar, ülkenin ekonomik durumunun daha da bozulmasına neden olmuş, halktan alınan vergilerin artmasına yol açmıştır.

18. yüzyılda toplumsal ve siyasal reformu savunan Fransız düşünürler, Fransız halkını düşünceleriyle etkilemişlerdir. Fransız Devriminin öncüsü olan bu kişiler, yalnızca dini otoriteleri eleştirmekle kalmamış, aynı zamanda dinin kendisine karşı da şiddetli bir düşmanlığı körüklemişlerdir. Bunlar arasında; “materyalizmin İncil’i” olarak tanımlanan “Doğa Sistemi” kitabının yazarı Diderot, yine şiddetli bir materyalist ve din aleyhtarı olan Voltaire, katı maddeci Montesquieu, kendisine göre yeni bir “din” kurgulayan Jean Jacques Rousseau ve hepsi şiddetli din aleyhtarı olan “Ansiklopedistler” sayılabilir.

Fransız halkı eşitsizlik üzerine kurulu sosyal bir yapıya sahiptir. Bu yapıya göre halk, eşit olmayan ve farklı hak ve imtiyazlara sahip olan; soylular -rahipler – burjuvalar- köylüler olarak dört ayrı sınıfa bölünmüştür.

Fransa 16. yüzyıldan itibaren oldukça sıkı bir mutlakiyetle yönetilmekteydi. Krallar, ülkenin sahibi ve efendisi sayılırdı. Kral ve çevresinin zengin ve ihtişamlı yaşamına karşılık, halkın yokluk içindeki yaşamı, Kral’a tepki duyulmasına yol açmıştır.

İhtilalin Nedenleri

Baslangıç tarihi 5 Mayıs 1789 olarak kabul edilen Fransız İhtilali; meydana getirdiği gelisme ve olaylarla çeyrek yüzyıl bütün Avrupa’nın siyasi, sosyal, ekonomik hayatını altüst etmis, sonuçları bakımından da etkileri bütün

Siyasi Tarih

Dünyada çok yönlü duyulmus büyük bir olaydır. Çok genis kapsamlı olan bu ihtilalin Fransa’da meydana gelmesi ve baslamasının da çesitli nedenleri vardı. Bunları iç ve dıs nedenler olmak üzere iki grupta toplamak mümkündür.

Nedenler

Fransa’nın iç yapısının bir sonucu olan bu nedenleri siyasi, düsünce, sosyal ve ekonomik alanlarda olmak üzere dört kısımda incelemek gerekecektir.

Siyasi Nedenler

Yukarıda da belirtildiği gibi, Fransa, krallık tacı çevresinde toplanmıs bir siyasi kurulustu. Kral, ülkeye mutlak olarak egemendi. Fransız halkı, krala ve hükümetine itaati, uzun yılların da alıskanlığı ile gelenek haline getirmisti.

Öyle ki, 18. yüzyıla gelindiğinde Fransa’da devlet kurumlarının hemen hepsi kralın elinde toplanmıstı.Nitekim XIV.Louis bu durumun da bir sonucu olarak “Devlet benim.”demistir.Bununla beraber, 18.yüzyılın baslarından itibaren krallık, halkla ve onun çıkarları ile iliskilerini kesmis, dikkatini daha çok dıs politikaya çevirmistir. Bunun da bir sonucu olarak, XIV. Louis döneminin sonlarına doğru, Fransa’nın iç yıkılısı baslamıstır.Ancak bu kralın kisisel gücü,bunu bir süre gizleyebilrnistir. Ne var ki, XIV. Louis’den sonra gelenXV. Louis (1715-177 4) ile XVI.Louis (1774-1792)’in kisiliklerinin zayıflığı, var olan çöküsü ve çözülmeyi gizleyemediği gibi, aksine hızlandırmıstır. Bu durumda bile kral, Versailles Sarayı’nda çevresi ile gayet lüks bir hayat yasamaktaydı. XV. Louis döneminde daha da artan bu durum, krallık kurumu ile çevresindekilere karsı, halkın nefretini çoğaltıyordu.

Krahn çevresinde bulunan Aristokrat sınıf; Sarayın bu kargasalığından, israfından, entrikalarından ve sorumsuzluğundan üzülmek söyle dursun, aksine bunları taklit ediyordu. Halk ise birçok yönden derebeylik zamanından daha kötü durumda idi. Bu çeliskinin de bir sonucu olarak, 16 Mayıs 1750 tarihinde meydana gelen olayların, bir ihtilale dönüsmesine az kalmıstı. Bu olaydan itibaren kral, Paris sokaklarından geçmeye bile cesaret edememeye baslamıstı. Böylece, 18. yüzyılın sonlarına doğru siyasi yönetim ile halkın arasındaki iliskiler kopma noktasına gelmis bulunuyordu.

Diğer taraftan, Krallık yönetiminin dıs siyasette uğradığı basarısızlıklar ve ortaya çıkan güçlükler Fransa’daki huzursuzluğu daha da çoğaltmıs, krallık kurumuna karsı olan düsünceleri güçlendirmistir. Bunda ise Fransız düsünürlerinin önemli rolü olmustur.

Düsünce Alanındaki Gelismeler 

Fransa’nın siyasi ve iç yapısının durumu bu sekildeyken, 18: yüzyılın Yakınçağ Baslarında Avrupa (1789-1815) “Akılcı düsünüsü” Fransa’da hızla gelismeye baslamıstı. Bu düsünce sisteminin ortaya çıkardığı durum, o günkü Fransız düzenine karsıydı. Bu bakımdan da ihtilalin meydana gelmesinde önemli rol oynamıstır. Nitekim, ihtilalin Avrupa’nın diğer bir ülkesinde değil de Fransa’da çıkması, halka yön verebilecek çok sayıda üstün düsünürün bu ülkede var olmasındandı.

İhtilale etki yapan bu düsünürlerden bazıları sunlardı: Montesquieu (1689-1755), krallık istibdadının karsısındaydı. Ülkesinde, Đngiltere örneği Anayasalı Monarsi kurulmasından yanaydı. Güçler ayrılığı prensibini savunmus, iktidar yetkisinin yasama, yürütme, yargı organları arasında bölünmesini istemistir. Bunun için de, 1712’de yazdığı “Acem Mektupları“, 1747’de basılan “Kanunların Ruhu”gibi eserlerinde, Fransa’nın o günlerdeki sosyal durumunu yermis, siyasi ve dini kurumlara hücum ederek, mutlakiyet rejimini sarsmaya çalısmıstır.

Voltaire (1694-1778), vicdan ve düsünce özgürlüğünden yanaydı. Bu bakımdan eserlerinde özellikle kiliseye ve mevcut kurumlara hücum etmistir. Böylece krallığın Tanrısal haklara dayanmadığım göstermeye çalısarak, onun bu gücünü yıkmaya, bununla da mutlakiyet rejimini yıpratmaya gayret
etmistir.

Jean – Jacques Rousseau (1712-1778), toplum hayatının yeni bastan düzenlenmesinden yanaydı. Siyasi düsüncelerini 1746 yılında basılan “Toplumsal Sözlesme” adlı ünlü eserinde yayınlamıstır. Ona göre, devlet , toplumsal bir sözlesmeden ibarettir. Kisiler arasında esitlik esastır. Bu bakımdan
O, hükümet hakkının sadece halkta bulunması gerektiğini söylüyordu. Bunun için halkın egemenliği üzerine kurulu Cenevre tipi bir Cumhuriyet istiyordu.

Diderot (1713-1784), dönemin hemen bütün Fransız düsünürlerinin makaleler yazdığı bir ansiklopedi çıkarmıs, bununla siyasi, sosyal konularda ve düsünce alanında halkı aydınlatmaya çalısmıstır.

Sosyal Yapı

İhtilalden önce Fransa’da, Ortaçağlardan gelen toplumsal esitsizliğe dayanan bir yapı vardı. Buna göre, halk genel olarak ayrıcalıklı (imtiyazlı) ve ayrıcalıksız (imtiyazsız) olmak üzere iki sınıfa ayrılıyordu. Ayrıcalıklı sınıf, Soylular ve Papazlardan; ayrıcalıksız sınıf da, Burjuvalar ve Köylülerden
olusuyordu. Bu dört sınıfın yapıları ile durumları özetle söyleydi:

Soylular: Toplumun en üstünde bulunan sınıfı meydana getirmekteydiler. Sayıları Fransız nüfusunun ancak yüzde ikisi kadardı. Buna karsılık ülke topraklarının yaklasık dörtte birine sahiptiler.Feodalite döneminden kalma haklan vardı. En çok ayrıcalığa sahip sınıftı. Baslıca ayrıcalıkları, orduda
yüksek rütbelere sahip olmak, Papazlığın ve her çesit devlet görevlerinin en

Papazlar: Ayrıcalıklılar arasında ikinci sınıfı papazlar (Ruhban) meydana getiriyordu. Bunların sayılan nüfusun yüzde birinden az olduğu halde, ülke topraklarının yüzde onu kiliseye aitti. Ayrıca papazların birçok ayrıcalığı vardı. Ancak papazlar da kendi aralarında rütbe ve mevkilerine göre çesitli sınıflara ayrılmıslardı. Bu farklardan doğan birçok huzursuzlukları vardı.

Burjuvalar: Bunlar genellikle büyük yerlesme merkezlerinde otururlardı. Ticaret, sanayi v.b. ile uğrasırlardı. Aydınlar genellikle bunlardandı. 17. ve 18. yüzyıllarda maddi ve manevi bakımlardan çok güçlenen bu sınıf, Fransa’nın geleceği üzerinde etkili bir duruma gelmisti. Ancak, bunlar vergi verdikleri, yani devletin ve kilisenin giderlerine katıldıkları halde, siyasi haklardan yoksundular. Đste güçlenen bu sınıf, soylularla aralarındaki farklılığın kalkmasını,esitliğin sağlanmasını istemeye baslamıstı. Bu da ihtilalin meydana gelmesinde temel nedenlerden biri olacaktır.

Köylüler: Nüfusun en büyük bölümünü meydana getirdikleri halde, toprakların ancak yüzde yirmisi kadarına sahiptiler. Her türlü vergi ve ülkenin yükü bunların üzerindeydi.Hukuk yönünden genellikle özgürdüler. Ancak her çesit siyasi haktan yoksundular. Ayrıca Ortaçağlardan kalma, eski senyörüne vergi vermek gibi, birçok yükümlülükleri vardı. Bu bakımdan köylünün elinde, kazandığı paranın pek az bir kısmı kalıyordu. Durumlarının ağırlığı köylüleri, mevcut düzene karsı gittikçe artan bir tepkiye itiyordu.

Ekonomik Nedenler

18.yüzyıl boyunca süren uzun savaslar ve israf, Fransa’nın mali ve ekonomik durumunu iyice zayıflatmıstı. Diğer yönden, özellikle bu yüzyılda sanayide büyük gelismeler olmus, bu da, toplumsal olduğu kadar, ekonomik dengesizliğe de sahip olan Fransa’yı etkilemisti. Genel olarak toprak zenginliğine dayanan ayrıcalıklı sınıfların durumu gittikçe fenalasırken, ticaret ve sanayi ile uğrasan burjuvaların ülke ekonomisindeki etkileri çoğalmıstı. Ancak, bu sınıfın siyasi ve sosyal haklar yönünden durumları, eski statüsünü, görünürde de olsa sürdürüyordu. Ayrıcalıklı sınıflara üstünlük sağlayan bu duruma, burjuvalar son vermenin çabası içindeydiler.

Dış Nedenler

Fransız Đhtilali’nin meydana gelmesinde önemli rol oynayan dıs nedenler ikiye ayrılabilir. Birincisi, düsünce alanında 18. yüzyılda görülen gelismeYakınçağ Baslarında Avrupa (1789-1815) 13 lerdir ki, bu yüzyıla “Aydınlanma Çağı”denir. ikincisi, Amerika’daki İngiliz kolonilerinin İngiltere’ye karsı ayaklanarak bağımsızlıklarına kavusmalarının Fransa üzerindeki siyasi, mali ve düsünce alanlarındaki etkileridir.

Aydınlanma Çağı ve Fransa’ya Etkileri

Avrupa’da Yeniçağ içerisinde düsünce alanında iki büyük olay önemli rol oynamıstı; bunlar Rönesans ve Reformdu. Rönesans, insan düsüncesini skolastik kalıpların dar çerçevesinden kurtararak, serbestçe gelismesini sağlamıstı. Nitekim bu nedenden Rönesans, insan düsüncesine özgürlüğün egemen olması seklinde de tanımlanabilir. Reform ise, insan düsüncesine din alanında özgürlüğü belli oranda getirmistir. Fakat bu gelismeler, insanın toplum içerisindeki yerini belirleyememis, bu alandaki özgürlüğü de getirememistir. Bu bakımdan Ortaçağın statik düsünce sistemi bir ölçüde devam etmisti.

18. yüzyılda, her çesit düsünce sisteminde Akıl’ın önem kazandığı dönemde, bu bosluk doldurulmaya çalısılmıstır. Bu yüzyılda en çok islenen ana konular “Akıl”, “Tabiat kanunu” ve “Gelisme”olmustur. Bu nedenden de 18. yüzyıla, “Aydınlanma veya Isıklar Yüzyılı” da denir. Bu yüzyılın Fransız düsünürleri, akıl ilkesini mevcut olan ekonomik ve sosyal kurumlara da uygulayarak , onları elestirdiler. Serbest düsünme ve inceleme metodu, insanları özgürlüğe götürmüstür. Bu ise, mevcut mutlakiyetçi ve esitsizliğe dayanan düzenin karsısında yer almıstır. Böylece, akılcı metodun etkisi altında kalan siyaset, ekonomi, hukuk, eğitim alanlarındaki gelismeler, bütün Avrupa’da olduğu gibi Fransa’da da etkili oldu.

Avrupa’nın diğer monarsileri de bu akımın etkisinde kaldılar. Nitekim, Prusya’da Kral Büyük II. Frederick (1740-1786), Rusya’da Çariçe II Katerina (1762-1796) ülkelerinde aydınlanma ilkeleri doğrultusunda bir yönetime giderek, “Aydın Mutlakiyet” denilen bir sekli kurmaya çalıstılar. Bu hükümdarlar, mutlak yetkilerinden vazgeçmemisler, fakat yetkilerini bir oranda uyruklarının daha iyi sekilde yönetilmeleri doğrultusunda kullanmıslardır. Bu bakımdan da bu ülkelerde yönetimde köklü bir değisme yapılamamıstır.

Amerika Birlesik Devletleri’nin Bağımsızlığa Kavusması: Đlerideki konularda görüleceği üzere, Amerika’daki on üç İngiliz Kolonisi’nm önce vergi, sonra da siyasi bağımsızlıklarına kavusmak için, 1774 yılından itibaren bağlı oldukları Đngiltere’ye karsı savasmaya baslamaları, Fransızlar tarafından kisi hak ve özgürlüğünün savunulması için açılan bir mücadele olarak nitelendirilmistir.

Bu bakımdan Amerikalıların 1776’da yayınladıkları “Bağımsızlık Bildirisi” ve 1783’de bağımsızlıklarına kavusmaları, Fransa’da sempati ile karsılanmıstı. Amerikan Bağımsızlık Savası’na 14* Siyasi Tarih katılan Fransızlar, Bağımsızlık Bildirisi’nde öngörülen düsünceleri dönüste ülkelerine getirdiler. Bu düsünceler ise, Fransa’nın mevcut mutlakiyetçi düzeni ile çatısmada önemli bir etken oldu.

Diğer yönden Amerika’nın bağımsızlığı için Fransa’nın da İngiltere’ye karsı savasa girmesi, bu ülkenin zaten bozuk olan mali durumunu daha da fenalastırdı. Bu da Fransa’nın iç çalkantısını hızlandırması yönünden olumsuz etki yaptı.

Fransız İhtilali ve Avrupa:

Fransa’da ihtilalin patlak verdiği ilk anlarda, komsu ve diğer Avrupa ülkelerinde büyük bir tepki ve çekinme meydana gelmedi. Tersine, Fransa’nın

Siyasi Tarih

bu iç çatısmalardan zayıf olarak çıkacağı düsüncesi uyandı. 1791 Anayasası’nda, “Fransa, fetih amacı ile savas etmekten tamamen vazgeçmistir.” deyimi yer alıyordu. Bu bakımdan olaylar ve gelismeler içe dönük görünüyordu.

Ancak, ihtilalin kısa zamanda geliserek, mutlak monarsiyi yıkması ve önce mesrutiyeti sonra da cumhuriyeti kurması,Avrupa monarsilerini, Fransız ihtilalinin kendi ülkelerini de etkileyeceği düsüncesi ile korkuttu. Bu nedenle, ihtilale karsı durum almaya basladılar. Fakat, kendi aralarında da anlasmazlıkları vardı. Rusya ve Avusturya Osmanlı Đmparatorluğu ile savas halindeydi (1787-1792 Savası). Prusya, Avusturya’ya hücuma hazırlanıyordu.

Fransız İhtilali, bu devletleri, aralarındaki anlasmazlıklara son vererek, Fransa’ya karsı birlestirdi. Önce Fransa’nın komsusu olan devletlerin meydana getirdiği ittifaka, daha sonra Avrupa’nın diğer ülkeleri de katıldı. Bu devletlerle Fransa arasında yapılan savaslara,tarihte Đhtilal Savasları veya Koalisyon Savasları denmektedir. 1792 yılında baslayıp 1815 yılına kadar süren Koalisyon Savaslarında, Fransa, “krallık baskısı altında inleyen ulusları kurtarmak”; diğer devletler ise, görünüste, “Fransa’da mutlak krallığı yeniden kurmak”amacı ile hareket etmislerdir.

Bu bakımdan savaslar uzun ve yıpratıcı olmustur. Baslangıçta Fransa, Avrupa devletleri karsısında savunmada kalmıstır. Fakat özellikle Napolyon ile birlikte hücuma geçmis, bir süre Avrupa’nın çok büyük bölümüne egemen olacak duruma gelmis, daha sonra da ihtilalin baslangıcındaki sınırlarına çekilmistir. Yaklasık yirmi bes yıl süren bu savaslar, Avrupa güçler dengesi ile siyasi coğrafyasını büyük ölçüde değistirmis ve devletlerarası iliskilerde yeni gelismelere neden olmustur.

Fransız İhtilalinin Sonuçları

Fransız İhtilali, Yeni Çağı bitiren ve Yakın Çağı başlatan olay olarak bilinir. Sebebi, bu devrimin sonucunda tüm dünyada milliyetçiliğin önem kazanmaya başlamasıdır. Fransız Devrimini izleyen dönemde çığ gibi büyüyen materyalist ve din aleyhtarı fikirler, 19. yüzyılda zirveye ulaşmıştır.

Yönetimler tarafından ezilen halklar haklarını aramayı ve yönetimlerden korkmamaları gerektiğini öğrenmişlerdir.

Fransız İhtilali ile halk, yönetim üzerindeki gücünün farkına varmıştır. Milliyetçilik akımı yayılmış ve gücünü emperyalist rejimden alan imparatorlukların çatısı altındaki farklı milletlere mensup halklar ayaklanmaya başlamışlardır. Bu durum, imparatorlukları bölmeye çalışan kesimlerin çıkarlarına uygun olmuş ve isyan eden halkları provoke etmişlerdir. Sonuç olarak imparatorluklar zayıflamaya ve parçalanmaya başlamıştır.

26 Aralık 1825 tarihinde Rusya’da yaşanan Dekabrist Ayaklanması’nın sebepleri arasında Fransız Devriminin etkileri olduğu var-sayılmaktadır.

Fransız İhtilali, sonuçları ve ideolojisiyle Birinci Dünya Savaşı ve ikinci Dünya Savaşı’na yön vermiş ve bugünün dünyasının oluşmasında da oldukça etkili olmuştur.

Fransız İhtilali, Osmanlı Devleti’ni olumsuz yönde etkilemiştir. Milliyetçilik akımlarının hızla gelişmesi, Hristiyan tebaanın düşmanlığına hedef olan Türk ve Müslüman halklara büyük acılar ve kayıplar verdirmiştir. Yunan ve Sırp isyanları, Rusya ve Fransa’nın tahrikleri devleti Balkanlarda zor durumda bırakmıştır.

Fransız Đhtilali, mali ve ekonomik nedenlerden baslamakla beraber, hemen esitlik ve özgürlük sorununa dönüserek kısa zamanda gelismistir.

Đhtilalin getirdiği bu ve ulus, ulusçuluk, ulusal egemenlik, demokrasi, laiklik, adalet gibi diğer düsünce akımları ve kavramlar, ihtilal orduları tarafından Avrupa’ya yayılmıstır. Çeyrek yüzyıl süren Koalisyon Savasları Avrupa’yı siyasi, ekonomik ve sosyal yönlerden büyük ölçüde değistirmistir. Daha önceleri Avrupa’da kurulmus olan güçler dengesi ise, özellikle Napolyon savasları ve hegemonyası ile tamamen bozulmustur. Napolyon, Fransa’nın egemenliğine ve çıkarlarına göre bir Avrupa siyasi haritası düzenlemistir. Bu da bir “Napolyon Avrupası” meydana getirmistir. Ancak bu durum, Avrupa’nın diğer toplumlarının tepkisine ve karsı hareketlere girismelerine yol açmıs ve Avrupa’yı bir savas alanı haline getirmistir.

Bu suretle ihtilalin açmıs olduğu bunalım, Avrupa’da ülkelere göre toplumları az veya çok siyasi, ekonomik, sosyal yönlerden etkilemis ve değistirmistir. Fransız İhtilali, uluslararası siyasi hayata ise; ulusların hakları, ulusların kendi geleceklerine kendilerinin egemen olması, ulusların esitliği, plebisit, doğal sınırlar, tarafsızlar hukuku gibi2, sonraki yıllarda önce Avrupa’nın, sonra da dünyanın sosyal, siyasi hayatında ve sekillenmesinde önemli roller oynayacak prensipler getirmistir.

Böylece 1789 Fransız İhtilali, ortaya çıkarmıs olduğu düsünce akımları ve kavramlarla , siyasi, sosyal, ekonomik, askeri alanlarda getirdikleri ve bunların etkileri ile, günümüze kadar dünya ölçüsünde büyük değisiklerin ve gelismelerin meydana gelmesine yol açmıstır. O günler için, yakın olarak da, 19 yüzyılın devletlerarası siyasi iliskilerinde önemli rol oynayacak Viyana Kongresi‘nin toplanmasına neden olmustur.

Bir yanıt yazın 0

Your email address will not be published. Required fields are marked *