Osmanlı imparatorluğu hangi tarihte kuruldu?

Geleneksel Osmanlı tarih yazıcılığı, 1299’da Selçuklu hakimiyetinin sona erdiğini ve Osman Gazi’nin bu tarihte bağımsız olduğunu kabul eder. İlk bü­yük Osmanlı tarihini yazan Hammer de, Türkiye Selçuklu Devleti’nin yıkılış tarihi olarak 1299 yılını esas alır. Türkiye Selçukluları’nın yıkılmasıyla Osmanlı Beyliği’nin bağımsız kaldığını ileri sürerek, 1299’u imparatorluğun kuruluş tarihi olarak belirtir. Ancak Türkiye Selçuklu tarihi üzerine yapılan araştırmalar bu devletin 1318’e kadar devam ettiğini ortaya çıkarmıştır.

Aşıkpaşazâde Tarihîne göre 1299’da Yarhisar, Bilecik, İnegöl ve Yenişehir fethedilmişti. Rivayete göre o zaman Osman Gazi kendi adına hutbe okutarak, bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu şehirlerin fethi Osmanlı tarihi açısından önemlidir. Ancak fetih tarihleri tam olarak belli değildir. Osmanlı tarihleri, bu aşamada Osman Bey’i, Anadolu’daki diğer Türkmen beyleri gibi bağımsızlığa hak kazanmış, kendi adına hutbe okutabilecek bir İslâm hükümdarı gibi gös­termeye çalışırlar. Araştırmacılar da, Osmanlı tarih yazıcılığındaki bu geleneği izleyerek, imparatorluğun kuruluş tarihi olarak 1299’u kabul etmişlerdir.

Osmanlı tarihi üzerine yazılmış birçok kitapta 1299, imparatorluğun kuruluş yılı olarak zikredilir. Ancak bu tarih bugün tartışmalıdır. 1299’da Osmanlı tarihi için çok önemli bir hadise yoktur. Alternatif olarak Osman Gazi’nin beyliğin başına geçtiği 1281 yılının kuruluş tarihi olarak kabul edilebileceği iddiaları vardır. Halil İnalcık, Osmanlı tarihinin ilk devirlerindeki dönüm noktasını, 27 Temmuz 1302’de Bizans’la, Osman Gazi komutasındaki Türkmenler arasında meydana gelen Bapheus (Koyunhisar) Savaşı olarak kabul eder. Bu savaştan önce Osman Bey, Bursa ve Kocaeli bölgesindeki Türkmen beyleri arasında primus inter pares (benzerleri/eşitler arasında birinci)konumundaydı. An­cak Koyunhisar savaşında Bizans kuvvetlerine karşı kazandığı zafer, Osman Gazi’yi bölgede karizmatik bir bey durumuna getirip, ona hanedan kurucusu karizması kazandırdı. Bu yüzden 27 Temmuz 1302 tarihini Osmanlı hanedanı­nın, dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun kesin kuruluş tarihi olarak kabul etmek, 1299’a göre çok daha doğru olacaktır.

Soru 14: Kuruluş devri hakkında bilgi veren hangi kaynaklar vardır?

Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih sahnesine çıktığı XIII. yüzyılın sonla-rıyla, XIV. yüzyılın başlarına ait kaynak eserler son derece azdır. Bu tarihlerde eserlerini kaleme almış üç Bizans tarihçisi (Pachymeres, Nicephoras, Kanta-kousenos) ile üç Arap seyyahı ve coğrafyacısı (İbn Batuta, İbn Said, El-Umarî) vardır. Bunların da eserlerinde Osmanlı Beyliği hakkında verdikleri bilgiler son derece azdır. Osmanlı Beyliği’nin ilk yıllarında yazılmış bir Türk tarihi yoktur. XV. yüzyılın başlarında yazılan Yahşi Fakih Menakıbnâmesi ise bugün mevcut değildir. Yahşi Fakih, Orhan Gazi’nin İmamı İshak Fakih’in oğludur. Eserini yazarken babasının şahit olduğu ve duyduğu hadiseleri kullanmış olmalıdır. İlk devirlere ait önemli bilgiler veren bir tarih kaleme alan Aşıkpaşazâde, 1413’te Geyve’den geçerken hastalanmış ve Yahşi Fakih’in evinde misafir olmuştu. Burada Yahşi Fakih’in yazdığı kitabı görüp, okudu. Kendi tarihini yazarken de bu bilgileri kullandı. Bu menakıbnâme Osmanlı Beyliği’nin ilk yıllarına ait bilgi veren Anonim Tevârih-i Âl-i Osmânlara da kaynak olmuştur.

Bugün elimizde mevcut en erken Osmanlı tarihi XV. yüzyılın başlarında yazılan Ahmedî’ninİskendernâmesî’dir. Yine bu dönemlerde yazılmaya başlanan Anonim Tevârih-i Âl-i Osmânlar vardır. Osmanlı tarihine ait teferruatlı bilgi veren asıl eserler XV. yüzyılın ikinci yarısında yazılan Aşıkpaşazâde, Neşrî ve Oruç tarihleridir. Özellikle Aşıkpaşazâde Tarihi, Yahşi Fakih Menakıbnâmesi’ni kullandığı için teferruatlı bilgi vermektedir. Ancak Osmanlı’nın kuruluş yılla­rına ait bilgi veren bu eserleri güvenilmez bulanlar da vardır. Colin Imber, “Bu tarihlerdeki bilgilerin hemen hemen tamamının hayal ürünü, bu yüzden de Osmanlı tarihinin başlangıcının bir kara delik olduğunu belirtir. Bu deliği doldurmak için yapılan girişimlerin, yalnızca yaratılan masalların sayısını artıracağını” söyler. Feridun Emecen ise “Osmanlı tarihinin ilk dönemlerini çalışacaklar için tekrar tekrar bu kaynaklara başvurmaktan başka çare bulunmadığına dikkat çeker ve Osmanlı tarihiyle ilgili çalışmalarda ortaya atılacak yenifikirleri, bile bile dipsiz kuyuyu doldurmaya çalışma gibi ümitsiz bir uğraş olarak görmekten ziyâde, kör kuyuyu atılan taşlarla doldurabilire beklentisi olarak mütalaa etmenin daha umut verici bir yaklaşım” olduğunu belirtir.

Colin Imber’e göre Aşıkpaşazâde, Bursa bölgesindeki yer isimlerinden hareketle bir Osman Gazi efsanesi meydana getirdi. Osman Gazi’nin arka­daşları olarak anlatılan Köse Mihal, Turgut Alp, Konur Alp, Akça Koca, Kara Mürsel ve Hasan Alp’ın gerçekte var olmadıklarını, folk-etimolojinin ürünleri olduklarını belirtir. Imber’in bu teorisi Halil İnalcık, İrene Beldiceanu gibi tarihçiler tarafından şiddetle tenkit edilmiştir. Osmanlı arşiv kayıtlarından ve saha araştırmalarından bu tarihî şahsiyetlerin izleri tespit edilmiş ve Aşıkpaşazâde Tarihi’nde anlatılan olayların belli bir gerçeklik payı taşıdığı ortaya çıkarılmıştır.

Soru 15: Osmanlı Beyliği hangi sebeplerden büyüyerek, bir im­paratorluk hâline geldi?

Osmanlı Beyliği’nin, XIV. yüzyılın başlarında Anadolu’da mevcut olan beylik

erin içerisinde gerek toprak gerekse insan potansiyeli açısından en kü­çüklerinden birisi iken, onların arasından nasıl sıyrılıp büyük bir İmparatorluğa dönüştüğü devamlı tartışılan ve merak edilen konulardan birisi olmuştur. Osmanlı tarihçileri çeşitli teorilerle bu konuyu açıklamaya çalışmaktadırlar.

XX. yüzyılın başlarında Herbert Adams Gibbons adlı bir tarihçi, Osmanlılar’ın Marmara bölgesinde bulunan Rumlar’la karışarak, yeni bir millet meydana getirdiklerini ve bu insan potansiyelinin de imparatorluğun doğuşuna sebep olduğunu ileri sürdü. Bu teori Fuad Köprülü, Paul Wittek, Friedrich Giese gibi tarihçilerden büyük tepki aldı ve reddedildi.

Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu meselesinin, XIII. ve XIV. yüzyıllar Anadolu tarihi çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgular. Paul Wittek ise Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunda en önemli faktörün gazâ fikri olduğunun üzerinde durur. Wittek’e göre gazâ kavramı Osmanlı Beyliği’nin yegâne varoluş sebebi, savaşçılar için de tek motivasyon kaynağıydı. Bu teoriye Colin Imber, Rudi Paul Lindner gibi tarihçiler çeşitli eleştiriler yönelttiler. Bu tarihçilere göre, Osmanlı Beyliği’nin ilk devirlerde gazâ ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Komşuları olan Rumlar’la dostane ilişkilerini, heterodoks unsurlara müsamahalarını ve sınırdaş oldukları Müslüman beyliklerle savaşmalarını buna delil olarak gösterirler. Feridun Emecen ve Cemal Kafadar’ın yaptığı araştırmalar ise Wittek’i eleştirenlerin fikirlerinin tersine gazâ fikrinin XIV. yüzyılda var olduğunu ortaya çıkardı. Gazâ kavramı, Wittek’in ileri sürdüğü ölçüde olmasa da Osmanlı Beyliği’nin fütuhat yoluyla büyümesinin en önemli faktörlerinden birisidir.

Halil İnalcık, Osmanlı Beyliği’nin büyümesini açıklarken doğudan müte­madiyen devam eden Türkmen göçü ve gazâ fikrinin üzerinde durur. Moğol baskısı sonucu önce Kafkaslar’dan Doğu ve Orta Anadolu’ya, daha sonra da Orta Anadolu’dan batıya göç etmek zorunda kalan yüz binlerce Türkmen, Ege bölgesini ele geçirerek, burada gazi Türkmen beyliklerini kurmuşlardı. Türkmenler arasında, bu devirde mevcut olan gazâ ruhunu Batı Anadolu’daki Germiyan, Aydınoğlu, Menteşe, Karesi, Hamid ve Saruhan beylikleri ile Ka­radeniz bölgesindeki Çobanoğlu Beyliği yaşatıyorlardı. Bu beylikler hem gazâ adına Hristiyanlar’la savaştılar, hem de fethettikleri bölgelere doğudan gelmeye devam eden Türkmenler’i yerleştirdiler.

XIII. yüzyılın sonlarında Sakarya bölgesinde gazânın temsilcisi olan Ço-banoğulları, Bizans’la barış yaparak gazâyı bıraktı. Bundan sonra ise bölgede Bizans’a karşı akınların liderliğini daha önce Çobanoğulları’na tâbi olan Osman Gazi aldı ve şiddetli bir gazâ faaliyetine başladı. Osman Gazi’nin gazâyı son derece atılgan tavırla sürdürmesi, onu gazilerin gerçek önderi durumuna yük­seltti. 1302’de Bizans’a karşı kazandığı Koyunhisar Savaşı, onun sınır boyunda bulunan Türkmenler arasındaki gazi şöhretini artırdı. Değişik bölgelerden gelen gaziler akın akın onun bayrağı altına koştular.

Daha sonraki yıllarda Batı Anadolu’da meydana gelen gelişmeler de, Osmanlılar’ın lehine oldu. 1320’li yıllarda Batı Anadolu’da gazâyı sürdüren beyliklere karşı teşkil edilmiş Haçlı donanmasının baskısı sonucu, Karesi, Menteşe gibi beylikler Haçlılarla anlaşarak gazâ faaliyetlerini bıraktılar. Gazâ bayrağını taşıyan son beylik olan Aydınoğulları da, Umur Bey’in, Hristiyanlar’ın eline geçen İzmir’i geri almaya çalışırken şehid olması sonucu devre dışı kaldı. Böylece Osmanlılar, Hristiyanlar’a karşı sürdürülen gazâ faaliyetlerinde tek başına kaldılar.

Osmanlılar’ın gittikçe genişleyen gazâ faaliyetleri, doğudan gelmeye devam eden Türkmen kitlelerini, onların bayrağı altına soktu. Bu savaşçı potansiyeli de, Osmanlı Beyliği’nin fütuhat yolu ile büyümesini sağladı.

Soru 16: Osmanlılar hangi boya mensupturlar?

Osmanlılar’ın, Oğuzlar’ın sağ kolu olan Günhan kolunun Kayı boyundan oldukları kabul edilir. Ancak bu mesele tarihçiler arasında derin tartışmalara sebep olmuştur. Paul Wittek, Osmanlılar’ın II. Murad’dan itibaren Oğuz şece­resinde şerefli bir yer sahibi olmak için böyle bir geleneğin vücuda gelmesini sağlayan bir harekete sebep olduklarını ileri sürerek, Kayı kökenini kabul etmez. Zeki Velidi Togan ise Osmanlılar’ın bir Moğol kabilesi olan Kaylardan olduğunu iddia eder. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş dönemine ait önemli çalışmalar yapan Fuat Köprülü ise Osmanlı hanedanının Kayı boyundan olduğu fikrindedir. Nitekim Osmanlı Arşivi’nde yapılan çalışmalar sonucunda da, Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu bölge civarında (Eskişehir, Bolu, Kastamonu, Kütahya) Kayı boyuna mensup cemaatlere rastlanmıştır. Osmanlılar, Moğol baskısı sonucu Batı Karadeniz ve İç Ege civarlarına gelip, burada bölünmüş olan büyük bir Kayı aşiretinden ayrılmış bir grup olmalıdır.

Osmanlı hanedanının mensup olduğu cemaat ise Kayılar’dan Karakeçililer olarak kabul edilir. Bu husus imparatorluğun son zamanlarında tarih yazıcılığına girmiş ve bilhassa II. Abdülhamid zamanında ön plana çıkarılmıştır. Fakat bu durumun tarihi gerçeklerle bağlantısı vardır. Feridun Emecen’in dikkat çektiği 1673 tarihli bir kayıtta, Karakeçililer’in Söğütlü perakendesinden olduğu belir­tilmektedir. Bu bilgi de Karakeçililer’in, Osmanlı İmparatorluğu’nun çekirdek coğrafyasından olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Bir yanıt yazın 0

Your email address will not be published. Required fields are marked *