Haçova (Mezökeresztes) Muharebesi

Haçova (Mezökeresztes) Muharebesi’ne nasıl gelindi?

Eğri Kalesi’nin fethiyle gelen moral, öncü kuvvetlerin mağlubiyeti yü­zünden yerini hüzün ve endişeye bırakmıştı. Kahramanca çarpışan Cafer Paşa’nın yanında hiçbir varlık gösteremeyen Rumeli Beylerbeyi görevinden alınarak yerine Sokollu Mehmed Paşa’nın oğlu Hasan Paşa getirildi. Aslında yenilgideki asıl suç yardım gönderilmesini engelleyen Veziriazam Damad İbrahim Paşa’daydı. Savaşa başından beri karşı olan Damad İbrahim Paşa, öncü kuvvetlerin mağlubiyeti üzerine korkuya kapılmıştı. Padişah da ondan farksızdı.

Savaş meclisinde, kışın ilerlemekte olduğu, Sokolluzâde Hasan Paşa’nın emrine daha kalabalık bir ordu verilerek onun savaşı sürdürmesi ve padişa­hın başkente geri dönmesi fikri belirtildi. Ancak padişah ve ordu üzerinde güçlü bir etkiye sahip olan Hoca Sadedin Efendi, “Bu iş büyük iştir, Hasan Paşa, İbrahim Paşa veya diğerleriyle halledilecek bir iş değildir, bizzat padi­şahın ordunun başında olması gereklidir. Aksi halde ordu yenilir” diyerek bu fikre karşı çıktı. Bunun üzerine Osmanlı ordusu 24 Ekim’de Eğri’den Haçova’ya doğru hareket etti ve 25 Ekim 1596’da iki ordu Haçova’da karşı karşıya geldi.

Haçova Muharebesi nasıl cereyan etti?

Osmanlı ordusu 1526’daki Mohaç Muharebesi’nden 70 yıl sonra ilk defa bir meydan savaşına çıkıyordu. Bir zamanlar meydan savaşlarında önüne çıkanı deviren ordunun bu özelliği artık kalmamıştı. Osmanlı ordusu devamlı kaçan düşman yüzünden meydan savaşlarındaki ustalığını yitirmiş, kale kuşatmaları üzerine uzmanlaşmıştı. Bir zamanlar devamlı kaçan Avusturya ordusu ise kendini yenilemişti.

Avusturya Arşidükü Maksimilyan ile Erdel Voyvodası Barthory’nin komuta ettiği, 100 bin kişilik ordu, Alman, İspanyol, Papalık, Fransa, Macar, Çek ve Leh askerlerinden oluşuyordu. Osmanlı ordusu da aşağı yukarı 100 bin kişiydi. Osmanlılar, öncü birliklerinin intikamını almayı düşünüyorlardı. Osmanlılar, ilk defa Avusturyalılar’ı bir meydan savaşında yakalamışlardı.

25 Ekim’deki küçük çarpışmalardan sonra, asıl muharebe 26 Ekim’de başladı. Osmanlı ordusunun merkezinde Sultan III. Mehmed bulunuyordu. Sağında vezirleri, solunda kadıaskerler ile Hoca Saadeddin Efendi vardı. Sol kolda Anadolu, sağ kolda Rumeli askerleri dizilmiş, öndeki birliklerin komutası Ciğalazâde Sinan Paşa ile Kırım Hanı Fetih Giray’a verilmişti. Toplar zincirlerle birbirlerine bağlanarak kuvvetli bir savunma hattı oluşturulmuştu. Avusturya ordusu savaş başlar başlamaz bütün gücüyle sultanın bulunduğu merkeze sal­dırdı. III. Mehmed, kendisini güvenceye almak için ordunun gerisindeki Yunus Ağa’nın çadırına çekilmek zorunda kaldı. Akşam olduğunda savaş bitmemiş, iki tarafın hesabı yarına kalmıştı.

Ertesi gün, Haçova bataklığının arka tarafında mevzilenen Avusturya ordusu, Ciğalazâde Sinan Paşa idaresindeki ileri kuvvetlerin tüm saldırılarına rağmen bir türlü yerinden çıkarılamadı. İkindi vakti geldiği halde Avusturya ordusu yerinden bir adım bile kıpırdamamıştı. Saldırıları püskürten Avusturya ordusu karşı saldırıya geçti. Sağ kanat komutanı Rumeli Beylerbeyi Sokolluzâde Hasan Paşa, düşmanı durdurmak için hemen geçit başında birliklerini hücuma kaldırdı. Bu sırada merkeze de saldırı olduğu haberi geldi. Hasan Paşa ne yapa­cağını şaşırmıştı. Tam merkeze doğru harekete geçtiği sırada yoğun bir düşman saldırısıyla karşılaştı ve birliklerinin tamamına yakını dağıldı. Osmanlı birlikleri, dikdörtgen hâlinde oluşturulmuş kontramarş (contre-mansch) taktiğini izleyen Avusturya tüfekli piyadelerinin ateşi karşısında dayanamamışlardı.

Avusturya ordusu, Osmanlı ordusunun sağ kolunu imha ettikten sonra sultanın bulunduğu merkeze saldırınca merkezdeki askerlerin bir kısmı kaçtı. Osmanlı ordusunun merkezine dalan Avusturyalılar savaşa kesin kazanılmış gözüyle bakıp, eşyaları ve hazineyi yağmalamaya başladılar.

Osmanlı ordusu, perişan bir durumdayken, Veziriazam Damad İbrahim Paşa, hemen ordunun geri çekilmesini, hatta padişahın kılık değiştirerek kaçı­rılması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine, Sultan III. Mehmed, başından beri kendisini savaşmaya teşvik eden Hoca Saadeddin Efendi’ye dönerek; “Efendi, bundan sonra ne yapmak lazım?” diye sordu. Herkes panik hâlindeyken bile moral ve cesaretini bozmayan Hoca Saadeddin Efendi, “Padişahım, lazım olan yerinizden ayrılmamanızdır, muharebede böyle şeyler olur. Sizden önceki padi­şahlar zamanında da böyle durumlar oluyordu. Sizin burada kalmanız İslâm’ın zaferini getirecektir. Eğer buradan gidecek olursanız, ordumuz yenilecek ve bir daha toparlanamayacaktır” diyerek padişahın cepheden ayrılmasını engelledi.

Merkezde sultanı koruyan yeniçeriler, pesetmemişlerdi. Muharebenin görgü şahidi bir paralı asker, “Türk İmparatoru’nun otağına eriştikleri anda yeniçeriler ileri atıldılar ve tüfekleriyle ateşe başladılar, bizleri geri püskürttüler” diye olup biteni nakletmişti. Bu arada hazineleri yağmalayan Avusturya askerlerinin, çadırlar arasında dolaştığını gören Osmanlı ordusunun geri hizmetine mensup seyisler, aşçılar, katırcılar, deveciler gibi bütün hademe güruhu, çadırlar arasında yağmaya dalan düşman 

üzerine kazma, kürek, balta, kepçe vs. ellerine ne geçirdilerse saldırmaya başladılar. Düşmanın bir kısmını öldürdükten sonra bir taraftan da “kâfir kaçtı” diye bağırmaya başladılar. Yeniçerilerin yanısıra savaşla işi olmayan kişilerin de düşman askerlerini öldürmesi ve sultanın cepheden ayrılmaması dağılmaya başlayan ordunun tekrar kendine gelmesini sağladı. Gizlenen ve kaçan askerler ve Tatarlar geri dönerek, var güçleriyle Avusturyalılar’ın üzerine saldırdılar. Ciğalazâde Sinan Paşa da pusuda beklediği yerden çıkarak, Osmanlı ordusunun sağ kanadını bozan Avusturya birliklerini bataklıklara kovalayarak imha etti. Yatsı vaktine kadar yaklaşık 50 bin düşman askeri öldürülmüştü. Osmanlılar, Haçova Meydan Muharebesi’nde mağlup olmak üzereyken zaferi kazanmışlardı.

Avusturya ordusunun mağlup edilmesinde büyük pay sahibi olan Ciğalazâde Sinan Paşa, zaferden sonra III. Mehmed’in huzuruna gelip, “yüz aklığına ben sebep oldum” diye övünüp veziriazamlıkta gözü olduğunu ima ettiyse de sultan bir şey söylemedi. Ancak III. Mehmed, Hoca Saadeddin Efendi’nin ısrarlarıyla, düşmanı takibe giden Damad İbrahim Paşa’yı veziriazamlıktan azlederek yerine Ciğalazâde Sinan Paşa’yı getirdi. Sultan III. Mehmed, zaferden sonra hemen İstanbul’a döndü. Eğer kışı Macaristan’da geçirseydi, savaş Osmanlılar’ın lehine kısa sürede sonuçlanabilirdi. Ancak bu fırsat kaçırıldı.

Dönemin tarihçileri, Haçova Muharebesi’ni Mohaç ve Çaldıran muharebele­rinden bile üstün tuttular. Ancak muharebe, Osmanlı ordusunun gücü sayesinde değil, Avusturya ordusunun disiplinsizliği yüzünden kazanılmıştı. Bu muharebe, daha önce Osmanlı ordusunun karşısına bile çıkmayan Avusturyalılar’ın artık güçlendiğini gösteriyordu.

Haçova’dan sonra veziriazam ne hata yaptı?

Ciğalazâde Sinan Paşa veziriazam olduktan sonra iki önemli hata yaptı. İlk olarak, bizzat sefere gelmediği gerekçesiyle Kırım Hanı Gazi Giray’ı azlede­rek yerine savaşta yardımı görülen Fetih Giray’ı tayin etti. Ancak iki kardeşin arasına nifak girdi ve Fetih Giray öldürüldü.

Sinan Paşa’nın muharebeden sonra, yoklama yaptırarak savaştan kaçan­ları tespit edip, 30 bin askeri ordudan ihraç etmesi, celali isyanlarının fitilini ateşledi. Ekonomik zorluklar yüzünden sefere gelemeyen askerler dağa çıkıp eşkıya oldular ve Anadolu’yu alt üst ettiler.

Bir yanıt yazın 0

Your email address will not be published. Required fields are marked *