Suyun İnsan Hayatındaki Önemi

Uygarlığın gelişim süreci su kullanım tekniklerinin gelişimine paraleldir. İlk tarım toplumları ekinlerin yağmur suyu ve nehirlerle kolayca sulanabileceği alanlarda kuruldular. Basit sulama kanalları insanlara daha fazla besin elde etme olanağı verdi.  Atina, Pompei, Yunan-Roma kasabaları zamanla etkili sulama sistemleriyle donatıldılar. Kasabalar genişleyip şehirleşme süreci başlayınca barajların kurulmasını ve yeraltı suyundan yararlanılmasını sağlayan mühendislik teknikleri geliştirildi. Endüstri Devrimi sırasında, ayrıca 19. ve 20. yüzyıllarda yaşlanan nüfus patlamasında su gereksinimi arttı. Su taşkınlarını denetlemek ve hidroelektrik enerjiyi yaratabilmek adına insanlar su kaynaklarını son sınırlarına kadar kullanmaya başladılar. Kanalizasyon sistemlerinin geliştirilmesiyle birlikte sanayileşmiş ülkeler bir zamanlar insan kayıplarına yol açan, suyla taşınan kolera ve tifo gibi bulaşıcı hastalıkları engelleyebildiler. Ancak günümüzde dünyanın % 20’si yeterli su hizmeti alamamakta.  1 milyardan fazla insan içecek temiz su bulamıyor; 2.5 milyar insan su kaynaklı hastalıklara karşı korunma olanağından yararlanamıyor. Bunun sonucu olarak aslında önlenebilecek olan bu hastalıklardan dolayı her gün 10 000 ila 20 000 çocuk ölüyor. 1990’ların ortasında bile Latin Amerika, Afrika ve Asya’da kolera salgınları yaygın olarak görülüyor. Bangladeş’de ve Hindistan’daysa insanlar arsenik karışmış suyu içiyorlar. “Su politikaları” insan sağlığına zarar vermenin yanı sıra milyonlarca insanın baraj gölleri kurulması adına apar topar evlerinden uzaklaştırılmasına da neden oluyor. Balık çeşitlerinin % 20’si su dünya ’ nın yiten hazinesi dünya’ nın yiten hazinesinin soyu tükenmiş ya da tehlike altında; çünkü barajlar balıkların yaşadıkları akarsuların dengesini bozmuş durumda. Sulama, toprak kalitesini ve üretkenliği düşürüyor. Uluslararası boyutta da su devletler arasında anlaşmazlık , hatta savaş nedeni olabiliyor. Bütün bu nedenlerden dolayı su kaynakları ve kullanımı hakkındaki fikirler dinamik değişimler gösteriyor. Yeni bin yılda araştırmacılar suyun insan ve çevre yararına kullanılması gerektiğinde hemfikirler. Bu amaçlarını gerçekleştirebilmek ve artan nüfusun taleplerine cevap verebilmek için, yeni tesisler inşa etmektense mevcut kaynakları daha akıllıca kullanabilecek çözümler arıyorlar. Suyun kullanım önceliklerinin gözden geçirilmesi ve suya alternatif kaynaklar bulunması gerekiyor.

Barajların Verdiği Zararlar insanlar son 100 yıl içinde suyu bir yerden diğerine, bir mevsimden başka bir mevsime taşımakta başarılı oldular. Kullandıkları yollarsa barajlar, kanallar ve rezevlerdi. Ama bu sistemler artık çatlak veriyor. Çoğu ülke için barajlar ve su reservleri ekonomik ulusal güvenlik ve tarımsal üretimin devamlılığı için hayati önem taşlı- yor. Bundan dolayı 1970 ve 80’lere kadar pek az insan bu dev projelerin çevreye olan zararından bahsediyordu. Ama bugün ödediğimiz bedel açık. Barajlar; akarsuların, göllerin ve denizlerin ekosistemine zarar verdi. Bunun en ünlü örneği de pamuk tarlalarını sulamak adına Amu Derya ve Sır Derya nehirlerinin yatağının değiştirilmesi sonucu kuruyan Aral Denizi’dir. Yine de, çevre bilincinin gelişmesiyle insanların çevreyi korumaya yönelik davranışları arttı. ABD, Calişornia’daki Yosemite Milli Parkı’nın ve Arizona’daki Büyük Kanyon’un çevresindeki barajların çalışmaması için gösteriler yapıldı. 1970’lerde Sovyetler ’ in Sibirya akarsularını kutuplardan çekme isteğinin uyandırdığı büyük tepki sonucunda proje iptal edildi. Otoriteye karşı gelmenin ender gerçekleştiği ve tehlikeli olduğu Çin’de bile 3 Gorges (geçit) Projesi alışılmadık biçimde protesto edildi. Eskiden suyla ilgili projelere milyarlarca dolar destek veren kredi kuruluşları, Dünya Bankası ve diğer bankalar bu desteklerini azaltmaya başladılar. Hatta denebilir ki suyla ilgili herhangi bir projeye katkıda bulunmayı, geçmişte uğradıkları zararlardan dolayı doğru bulmuyorlar. Bazı ülkeler çevreye en çok zarar veren barajlarını kapatıyorlar. 1998’de ve 1999’da kapatılan, Loire nehri üstündeki Maison-Rouges ve Saint-Etionne du Vigan barajları bunlardan.

Fransa bu şekilde bölgede balıkçılığı yeniden canlandırmış oldu. 1999’da 1837 yılında inşa edilen Maine’deki Kennebec Nehri üzerindeki Edward Barajı bazı balık türlerinin devamı için yeniden düzenlendi. ABD’de 500 eski baraj kullanım dışlı bırakıldı. şanslı ve beklenmedik bir şekilde, dünyanın suya olan talebinde bir artış olsa da, bu hesaplandığı kadar hızlı değil. Nüfusun, endüstri ürünlerinin, ekonomik etkinliğin artmasına rağmen rezervlerden su alımı yavaşladı. Talep Azalıyor ama Ne Kadar Süre için Talep azlığını belirleyen iki etken var. İnsanların suyu nasıl daha etkili kullanabileceklerini öğrenmeleri ve su kullanımı için önceliklerin yeniden değerlendirilmesi. 1965’de Japonya 1 milyon dolarlık ticari mal üretmek için yaklaşık 50 milyon litre su kullanıyordu, 1989’da bu rakam 3.5 milyon galona düştü. Yirminci yüzyılın başlarından bu yana nehirler, yer altı suları ve diğer kaynaklardan sağlanan su miktarı küresel ölçekte tam 9 kat arttı.

Buna rağmen kişi başlına düşlen su miktarı bu süre içinde yalnızca iki katına çıktı ve son dönemde daha da azaldı. Bazı yetkililer, bu olumlu yöndeki gelişmelere ve su tüketimi konusundaki bilincin artışlına rağmen, insan nüfusundaki hızlı artıştan kaynaklı su tüketimindeki ivmenin önüne geçilemeyeceğinden endişe duyuyorlar. 2025 yılında kişi başlına düşlen yıllık su miktarına ilişkin tahminler, yeryüzündeki 7,2 milyarlık insan nüfusunun en az % 40’ının, tarım, endüstri veya sağlık alanlarında yalnızca doğal su kaynaklarına bağımlı olmaları durumunda büyük sıkıntı yaşayabileceklerini gösteriyor. Amerika ve Çin gibi su kaynağı bakımından zengin ülkelerin belirli bölgelerinin de bu sıkıntıdan paylarını alacağı tahmin ediliyor. İnsanların suya ulaşımları, doğal kaynakların tüketilmesinin dışlında politik, ekonomik nedenlerden, değişen iklim koşullarından ve sahip olunan teknolojinin niteliğinden de kaynaklanıyor. 2025 Yılında Su Bütçesi Su kıtlığı görülebilecek bazı bölgeler.  Kişi başına 2000 tondan fazla su düşlüyor.

Dünya nüfusunun % 59.3’ü bu kategoride sorunlar yalnızca belirli bölgeler ve mevsimlerle sınırlı Kişi başlına 1170- 2000 ton arasında su düşlüyor. Dünya nüfusunun % 32.6 ’ sını içeren kategoride tarım ürünleri üretiminde sıkıntılar yaşlanıyor.  Kişi başlına 585 – 1170 ton arasında su düşlüyor. Dünya nüfusunun %5.3’ü kalıcı tarımsal ve sinai ürün sınırlamaları altında yaşıyor. Kişi başlına 585 tondan az su düşlüyor. Dünya nüfusunun %2.8 i tarım, sanayi ve sağlık için ciddi potansiyel tehdit altında yaşıyor. Dünya nüfusu artmaya devam ettik- çe benzer yapıları inşa etmek gerekecek. Ama bu projeler halka ve çevreye geçmişte olduğundan daha şazla saygı göstermek zorunda.

En hızlı ve ucuz yol, suyun etkili kullanımını yaygınlaştırmak. Su asla istenen bölgeye kayıpsız gidemiyor; çatlak borulardan, kötü tesisattan, eksik donanımlı dağıtım şebekesinden kayboluyor. Mexico City’nin dağıtım şebekesinin bir yılda yitirdiği su, Roma’nın bir yıllık su gereksinimini karşılayabilecek miktarda. En modern sistemlerde bile % 10- 20 arası su kaybı yaygın. Su tüketicilere ulaştığında onlar taraşından da yanlış kullanılıyor. İnanılmaz derecede su harcayan tuvalet rezervleri buna bir örnek. Gelişmekte olan ülkelerde bile bu sarfiyatı önleyen teknikler önemli yer tutuyor. Suyun az olduğu Mexico City’de 350 000 eski tuvalet yenisiyle değiştirildi ve 250 000 kişinin daha su masrafı çıkarılmış oldu. Suyun endüstriyel kullanımıysa iki etkene bağlı: insanlarca talep edilen malların niteliği ve bu malları üretmede seçilecek yöntemler. Örneğin 2. Dünya Savaşlı’ndan önce 1 ton çelik üretebilmek için 100 ton suya gerek duyulurken bugün 6 tondan az su yeterli olabiliyor. Öte yandan 1 ton alüminyum yalnızca yarım ton suyla işleniyor. Otomobil sanayisinde olduğu gibi çeliğin alüminyumla yer değiştirmesi önemli bir tasarruf sağlıyor.

Kuşkusuz suyun en fazla kullanıldığı alan tarımsal üretim. Su çiftliklere dağıtım sürecinden başlayarak kayıp vermeye başlıyor. Bu da bizi daha etkili sulama yöntemleri aramaya itiyor. Yeni su kaynakları aramak yerine suyun şarklı şekillerinin kullanımını geliştirmek de ilgi çekici bir yaklaşım. Tuvaletlerde ya da bahçe sulamada neden içme suyu kalitesinde su kullanılsın ki? Gelişmiş ülkeler bu şekilde boşluna tüketilen suları arıtmak için milyarlarca dolar harcıyor. Az gelişmiş ülkelerse bu suları hiç bir işleme tabi tutmadan akarsulara ve denizlere akıtıyor, böylece bir de insan sağlığını tehdit altında bırakıyorlar. Şarklı düzeylerde arıtılabilecek olan atık sular bahçe sulama, endüstriyel üretim sürecine katılma, bazı tarım ürünlerinin sulanması gibi çeşitli işlerde değerlendirilebilir. İsrail’in şehirsel atık sularının % 70’i arıtılıp bahçelerin sulanmasında kullanılıyor. Bütün bu alternatif  su karşılama teknikleri kolay kabul görmeyecek. Ekonomik ve siyasi odaklar su ziyanını bir şekilde zararsız göstermeye çalışıyorlar ve geleneksel yöntemler için halka cazip fiyatlar öneriyorlar. Çözüm yollunu gölgeleyen başka bir etken de eski su planlamacılarının uzlaşmaz tutumları. Su sorununun çözülebilmesi  , bakış  açısında önemli değişliklikler yapmakla mümkün olabilecek. Doğru olansa geleceği bulanık projeleri bırakıp, bugünkü ve gelecekteki gereksinimlerimize gerçekçi noktalardan bakabilmek ve bu yolla yazgısı insanlığınkiyle her zaman bir olan çevreye, gerekli duyarlığı gösterebilmek.

Bir yanıt yazın 0

Your email address will not be published. Required fields are marked *